VARLIĞIN PARADOKSU

Doğu mistik geleneklerinde farkındalığa ermenin bir yolu da yaşamın ve varlığın en temel şartı; paradoksu, çelişki ve belirsizliği anlamaktır.

Doğaya baktığımızda yaratıcılığın ve yıkımın aynı anda ve kuvvetle bir arada var olduğunu görürüz.

Yaratıcılık, evrenin evrimsel dürtüsüdür. Yıkım, evrenin durağanlığının dürtüsüdür. Evren sadece saf evrimsel yaratıcılıktan ibaret olsaydı o kadar hızlı bir şekilde genişlerdi ki, anında yok olurdu. Bunun yanında eğer sadece yıkım ve durağanlık olsaydı, Evren, daha ben bunu cümleye dökemeden, kara delik halini alıp, yok olurdu.

Evrenin işleyişi, yaratış ve yıkış şeklinde zıtlıkların aynı anda oluşması şeklindedir. Yaşam, yaşamdan beslenir, yaşam yaşamdan gelir. Yaşam sürüngenlerden, memelilere doğru evrimleşirken, oynamayı, şarkı söylemeyi, dokunmayı öğrendik. Tüm memeliler duygusal olarak oynayarak, şarkı söyleyerek, dokunarak, duygusal yakınlık, şefkat ve sevgi ile doğmuşlardır. Ancak memeliler besin zincirinin de bir parçasıdır. Pek çoğu otla, yumuşak meyvelerle ve diğer bitkilerle beslenirken pek çoğu da yırtıcı, avcılardır. Böcekler tabii ki ekosistemi dengelemede önemlidirler. Aslında tüm böcekler gezegenimizde yok olsalar, dünya duraklamaya ve yok olmaya gider. İnsanlar bugün gezegenimizde yok olsalar, yaşam gelişir, dünya bir kere daha cennetin bakir bahçesi olur.

Doğal olarak doğanın bakış açısından bakıldığında, bu “böcekler, senden benden daha önemli!” anlamına gelmekte. Doğanın tabiatında varolan şey; zekayı dengede tutmak!

Belirsizlik, çelişki, paradoks ve zıtların oyunu olmadan yaşam olması mümkün değildir.

 

Deepak Chopra

 

 

Bir Cevap Yazın