Rezonans Alanları Gelişimini Engellerse

 

Artık, yabancı rezonans alanlarının etkisi altına girmemizin mümkün olduğunu biliyoruz. Bu, günlük yaşamımızda hepimizin sıkça karşılaştığı bir durumdur.

Mesela gayet huzurlu ve mutlu iken, tek bir insanın öfke ve mutsuzluğunun etkisine kapılıveririz. Kendimizi birkaç saniye içinde çok hararetli bir tartışmanın içinde buluveririz. Tartışmalar birden alevlenebilir. Bazen hiç söylemek istemediğimiz şeyler söyler ya da sakin kafayla asla almayacağımız kararlar alırız.

Aslında cevap çok açıktır; başkalarının rezonans alanına girmiş ve onların bizi etkilemesine izin vermişizdir. Yani bizim titreşim enerjimiz karşımızdakine uyum sağlamıştır. İstesek de istemesek de onun etkisi altına girmişizdir. Ama daha dikkatli bakarsak, aslında bu enerjinin bize çok da yabancı olmadığını görürüz. Zira eğer aynı enerji bizim içimizde de olmasa, bize etki etmesi mümkün olmazdı. Onunla rezonansa geçemezdik. Bu yabancı titreşim, bizim içimizde hiçbir şeyi harekete geçiremezdi.

Kavgacı bir insanın bizi etkilemesine izin veriyorsak, bu kavgacı ruh, bizim içimizde de mevcut demektir.

Sonuçta nasıl biri olacağımıza biz karar veririz. İçimiz duyguların her çeşidi bulunmaktadır. Örneğin: karşımızdaki kişi, bize sevgi dolu ve anlayışla yaklaştığı zaman biz de yumuşak huylu ve sevecen bir hal alır ve içimizde bu duyguları hissederiz. Hem öfke hem de sevecenlik, her iki duygu da içimize yerleştirilmiştir. Aksi takdirde bu enerjiden etkilenmemiz mümkün olmazdı.

Hangi titreşimi harekete geçireceğimiz, her zaman bize bağlıdır.

Mevcut rezonans alanlarından yararlanmak için yapmamız gereken tek şey, arzu ettiğimiz enerjiye yönelmektir.

Hangi türden enerjilerle çevrelendiğimize kolaylıkla açıklık getirebiliriz:

  • Öncelikle, neredeyse her gün görüştüğün arkadaşlarının, tanıdıklarının ve akrabalarının isimlerini listele.
  • Daha sonra her bir ismin sağ üst köşesine bu kişinin çağrıştırdığı niteliği yaz. Şu anda orada; “yapıcı, komik, neşeli, destekleyici” ama belki de, “sürekli eleştirici, kıskanç, haset” vb. yazıyordur.
  • Bu özellikleri yazarken çok uzun düşünme, aklına ilk gelen şey her zaman doğrudur. Eğer çok uzun düşünürsen mantığın devreye girerek bir takım değişiklikler yapmaya başlayabilir.

Bu yöntemle, çevrendeki insanların sana güç mü verdiğini, yoksa seni kısıtlayarak sana bir değersizlik duygusu mu verdiklerini çok çabuk saplayabilirsin. Eğer cevabı bulmakta zorluk çekiyorsan, aşağıdaki soruların derinine inmelisin:

  • Çevrende hakim olan enerji seni teşvik edici mi yoksa engelleyici mi?
  • Çevren sana güç ve enerji veriyor mu?
  • Kendini huzurlu ve güvende hissediyor musun?
  • Çevrendekiler sana güveniyor mu?
  • Etrafındaki insanlar gerektiğinde sana destek oluyor mu?
  • İsteklerini rahatça ortaya koyabiliyor musun?
  • Birlikte yaşadığın insanlar senin iyiliğini düşünüyor mu?
  • Olduğun gibi görünebiliyor musun?

Eğer cevapların seni sarstıysa hiç şaşırma! Zira bu böyle olmasaydı çoktan başka titreşim alanlarının etkisinde olurdun ve buna bağlı olarak başka enerji ve insanları kendine çekmiş olurdun.

İkinci adımda biraz daha ileri gidiyoruz:

  • Listende, senin gücüne ve yaratıcılığına inanmayan insanları işaretle.
  • Başka insanlara, daha ne kadar senin hayatını yargılama, seni aşağılama ya da seni olumsuz etkileme hakkını vereceğini şöyle bir düşünmek istersin belki de. Listene bir rakam, belli bir tarih yaz: Bir gün, bir ay, bir yıl, bir ömür boyu? Gerçek hedefinin ne olduğunu ve kendini bu uğurda destekleyip desteklemediğini bu aşamada görebilirsin. Bu insanlara bu hakkı veren tek bir insan var, o da sensin. Başkalarını canlarının istediği gibi hayatınla oynamaları için davet eden yegane kişi sensin. Gelecekte bunu değiştirip değiştirmemek, sadece senin elinde.
  • Şimdi seni teşvik eden, destekleyen ve daima senin yanında olan bütün insanları tekrar listele. Bunlar azınlıkta olsalar bile; daima yanımızda bizi koşulsuz destekleyen birisi vardır. Bir düşün bakalım. belki bu arkadaşını çoktan unuttun ya da yaşamında başka önceliklerin var. Belki o arkadaşın hep yanındaydı ama sen onu gözden kaçırdın ya da bu “dostluğun” farkına varamadın.
  • Şimdi seni destekleyen ve seni hayatında ileriye götüren bu insanlara öncelik vermeye ve onlara daha fazla zaman ayırmaya karar ver.

Anlaşabildiğin, seni takdir eden ve sana saygı duyan insanlarla beraber ol.

  • Eğer böyle insanlar tanımıyorsan, düşünsel rezonans alanından yararlan.
  • Senin kapasitenin farkına varacak böyle insanlar olduğunun farkında ol.
  • Ve bu insanların senin yaşamına artık gireceklerine emin ol.
  • Ama her şeyden önce kendi gücünün farkına var.
  • Kendini saymaya, sevmeye ve kendine takdirle yaklaşmaya başla. Buna ne kadar özen gösterirsen, çevren de o kadar hızlı değişecektir.
  • İstenen rezonans alanına girmenin en hızlı yolu, başkalarını isteklerine ulaşmaları için desteklemektir. Ne kadar çok verirsen, o kadar çok alırsın. Benzerler birbirini çektiği için, çevrende senin cömertliğini yansıtan ve seni destekleyen insanları bulman hiç uzun sürmeyecektir.

Rezonans alanına yönel.

Tabii ki yukarıda bahsettiklerimiz, isteklerinin gerçekleşmesi için ailenden ve arkadaşlarından vazgeçmen gerektiği anlamına gelmiyor. Söylenmek istenen şudur: arzuladıklarına kavuşabilmek için, onların başka insanlar için gerçekleştiği rezonans alanlarına daha fazla yönelmen gerekmektedir. Aksi halde, istek cümlelerinle, resimleme gücünün yardımıyla ya da bazı fiziksel egzersizlerle titreşim enerjini yükseltmeyi başarsan da çevrende sırf senin isteklerinin gerçekleşeceğine inanmayan ve arzularındaki gizli gücü göremeyen insanlar olduğu sürece, oluşturduğun rezonans alanı sürekli bozulacak, frenlenecek ya da tamamen yıkılacaktır.

Tüm kapılar sana açık. Her zaman açıktı. Tek yapman gereken kapıyı azıcık aralayarak enerjinin sana doğru akmasını sağlamak. İsteklerinin gerçekleştiği yerlere yönel. Zira burada bizi, çift kazanç bekliyor; isteklerimize olan yakınlığımızdan dolayı özel bir yardımcı daha kazanıyoruz, yansıtıcı ayna nöronlarımızı…

 

Yansıtıcı Ayna Nöronlarından Gelen Hediye

Parma Üniversitesi nörologları, Giacomo Rizzolatti öncülüğünde 1990 yılında ilginç bir fenomen gözlemlediler. Nörologlar, beynin bazı bölgelerinin, motorik hareket akışına ait anıları kaydederek bunları tekrarlayabildiğini keşfetti. Hem de bu hareketleri yapan kendisi olmadığı halde. Bu beynin hücrelerinin faaliyete geçmesi için, sadece bir işin yapılışını izlemek yetiyor.

Beynimiz belli hareket süreçlerine ait anıları kaydediyor. Bunları gerçekleştiren biz olmasak bile.

Bu veri, bilim adamları için tamamen yeni ve şaşırtıcıydı. Sadece bakmakla edinilip kaydedilen bu anılar, bize, daha önce hiç yapmadığımız ya da öğrenmediğimiz halde benzer faaliyetleri gerçekleştirme imkanı veriyor. Aslında  bu konuyla ilgili hiçbir tecrübemiz yokken, bu faaliyeti gerçekleştirmek için ne yapmamız gerektiğini biliyoruz. Bu şaşırtıcı durum, beynimizde bulunan bir grup nöronun sayesinde gerçekleşiyor. Bunları “Ayna Nöronları” olarak adlandırıyoruz. Bu nöronlar iki durumda, birincisi, kendimiz ip üzerinde yürüme gibi alışık olmadığımız bir takım eylemleri gerçekleştirirken; ikincisi, çok ilginçtir ki, ip üzerinde yürüyen ya da alışılmamış başka bir şey yapan birini izlediğimiz zaman faaliyete geçer. Demek ki ayna nöronları bize, başkalarında gözlemlediğimiz eylemleri kavrama becerisi sağlıyor. Örneğin; kendimizi bir sporcuyla özdeşleştirdiğimiz zaman, onun heyecanını paylaşmaya başlarız. Farkına varmadan, sanki kendimiz yaşıyormuşçasına olayların içine çekiliriz. Heyecanlıyızdır, kontrolden çıkarız, duygularımıza hakim olamayız, bağırır, hoplar, zıplar, güler, üzülür ya da çığlık atarız. Olanlara bütün varlığımızla iştirak ederiz. Demek ki ayna nöronları bize başkalarının yaşadıklarını kendimize uyarlama imkanı veriyor.

  • Eğer bir konuda kabiliyetimizi geliştirmek istiyorsak, yapmamız gereken tek şey, başkalarının bu konudaki becerilerini dikkatle izleyerek, edindiğimiz bilgileri kendi tecrübe dünyamıza aktarmaktır.
  • Ayna nöronları, alıştığımızdan çok daha hızlı ilerleme kaydetmemizde yardımcı olur.
  • Tabii ki bu ilerlemeler eyleme dönüştürülmelidir. Ayna nöronlarının yaptığı “ilk adımı” atmaktır.

Eğer gözlemlediğimiz eylemleri zihnimizde kendimize uyarlarsak, daha sonra dönüp faydalanabileceğimiz anılar olarak kaydedilirler.

 

Rezonans Kanunu – Pierre Franckh

Bir Cevap Yazın