Ego’nun bir amacı var mı?

O savunulacak değerde bir şey değildir. Ego, sahte kişiliktir. Onu savunduğunuz zaman, bir yanılsamayı savunuyorsunuz. Gerçekten siz olmayan bir şeyi savunuyorsunuz, hakiki kişiliğiniz ego’nun çok ötesinde. Her birimiz buraya müzik çalmak için geldiğimizi biliyoruz. Yine de ayrı varlıklar olduğumuza ve uymak zorunda olduğumuza inanma eğilimi gösteriyoruz.

Değişim pek çok şekilde meydana gelebilir; sadece bir yorum olabilir, sadece ortaya çıkan bir tesadüf olabilir, beklemediğiniz belirli bir olay olabilir, herhangi bir şey olabilir. Fakat sonuç her zaman aynıdır. Durmadan mücadele etmek, yaşamı zorlamak için burada olmadığınızı fark etmeye başlarsınız. Tadını çıkartmak ve huzur içinde yaşamak için buradasınız. Yaşamınızın öğleden sonrasında olduğunuzda, olan şey budur.

Eğer kapıların yaşamınıza açıldığını görmek isterseniz ego’nun ne söylediğinden kendinizi koparırsınız, ve kendinize RUH adı verilen ilahi yerden yaşamaya izin verirsiniz. Lao Tzu “değerli özellikler” diye adlandırdığı dört erdem olduğunu söyledi: İlk olarak, tüm yaşam için hürmet, saygı ile eğilme, bu saygıdır. İkincisi, içtenlik, dürüstlük, samimiyettir. Üçüncüsü, yaşamlarımızda kendini nezaket olarak açığa çıkaran yumuşaklılıktır. Dördüncüsü, kendine hizmet, bir başkasına hizmet etme olarak açığa çıkaran destekleyici olmadır.

Şair Hafız’ın harika bir sözü vardır; “Bu kadar zaman sonra bile, Güneş Dünya’ya asla, sen bana borçlusun demez”. Böyle bir aşkın ne yapabileceğini bir düşünün. Tüm Dünya’yı aydınlatır.

Hiç kimsenin şu soruyu sormaya ihtiyacı yok; “Benim amacım nedir?” Her zaman hizmet ederken bulunacaksınız, başka birinin yaşamını daha iyi yapmak için, dikkatinizi sadece bir gün verirseniz eğer böyle düşünmeye odaklanırsanız, bu Tanrı’nın nasıl düşündüğüdür. Bu çok eski bir kavramdır, fakat halen anlamlıdır. Birinin yaşamını düzeltmek herhangi bir miktardaki paradan daha değerlidir. Byron Kate şöyle der; “İhtiyacınız olana sahip olmadığınıza inanmak, deliliğin tanımıdır”. Her şeyi elde edene, gerçekleştirene kadar  kendinizi tatmin olmuş hissetmezsiniz,  bu bir yanılsamadır. Gerçekten aslında daha fazlasına ihtiyacınız yoktur. Ne yaptığınız önemli değildir, öğretmen, fabrika işçisi ya da müdür olabilirsiniz. Önem taşıyan şey, dikkatinizi vermenizdir. “Nasıl Hizmet Edebilirim?” Yolunuzun üzerindeki tüm insanları düşünün, şimdi tüm işleri üstenebilirsiniz, sonuca bağlı olarak değil, hizmete bağlı olarak.

“Buradan Üsteleneceğim” demeye başlar başlamaz bir şeyle tanıştırılırsınız, sadece bu mükemmelliği alırsınız ve Yaradana bırakırsınız.

EGO, ne olduğunuzun, geldiğiniz Yüce Yaradılışın bu Tanrı örneğinin mükemmel olmadığını bizlere söylemeye başlayan kısmımızdır. Ego “Kim olduğunuz, neye sahip olduğunuzdur”. Oyuncaklarımız gibi şeylerle başlar, daha sonra banka hesaplarımız, malımız, mülkümüzle devam eder. Siz fark edemeden mal, mülk olarak kendinizi tanımlar hale gelirsiniz. Ego’nun mantrası “Daha fazlasına sahip olmalısın” ve daha fazlasına sahip olduğunuzda, diğer insanların onu sizden almak için ne kadar çalıştığını daha fazla fark edersiniz, “Nasıl daha  iyi koruyabilirim ve daha fazlasını elde ederim”le kendinizi daha fazla yer bitirirsiniz. Buradaki çelişki “Neye sahipseniz, siz o iseniz” ve eşyalar sizi terk ediyorlarsa, o zaman ne olduğunuz da sizi terk eder, Ego’nun ikinci hali şudur; “Ben sadece neye sahip olduğum değil, ne yaptığımım”. Ne yaptığım “başarı” adı verilen şey haline gelir. Ve tüm bu Dünya’da “ben ne yaptığımım”a inanmak, “başarım, değerim insan olarak değerim ne kadar çok başardığıma dayanır” düşüncesiyle tüketilmiş hale gelir. “Dolayısıyla daha fazla para kazanmalıyım, terfi almalıyım, sahip olduklarımı almaya çalışan herkesle rekabet etmeliyim” Bunu defalarca düşünürüz, sonra Dünyamızın rekabet etmemiz gereken bir yer olduğu, rekabetçi düşüncesi içerisinde buluruz. Bu ego’nun ne söylediğidir. Ego’nun üçüncü hali de; “Ben, diğer insanların ne düşündüğüyüm” fikridir, “Bu benim itibarımdır”. Bu bilhassa, diğer insanların ne düşündüğüne göre giyinmesi gerektiği öğretilen genç insanlarla ilgilidir. “Eğer diğer insanlar beni beğenmiyorlarsa, o zaman sende bir sorun var demektir” Eğer bununla yiyip bitirildiyseniz, her arkanızı döndüğünüzde farklı bir şey olursunuz. Bu bilhassa kadınlarla ilgilidir. Özellikle, aileyle olan ilişkide kültürümüzde kadınlara kendilerini aileyle, tamamlamanın tek yolunun, kızları olarak, anne olarak, büyükanne olarak nasıl iyi ilişki kurduklarıyla olacağı öğretilmiştir. Bunlar her kadının yaşamdaki bu yaratıcı halleri çok önemliyken, eğer yaptıkları seçim buysa, çok da önemli bir seçim değildir. Pek çok kadın kendi içinde muazzam bir şeyi başarmak için, destek olmak için bir çağrı hisseder. Çoğu zamanda karar vermek için bunu bir kenara atar. Bundan dolayı “içinizdeki daveti görmezden gelmeyin, buraya güçlü bir şeyi oluşturmaya geldiniz, ve onu oluşturmak için diğer insanlardaki gibi birçok etkiye sahipsiniz” diyen kısımlarını görmezden gelmemeleri için kadınları cesaretlendiriyorum.

Öyleyse “ayrılma” diye adlandırılan şeyden bahseden, ego’nun daha sonraki kısımlarına  ilerliyoruz. Ego, çok güçlü bir inanç sistemidir “kim olduğum herkesten ayrıdır”. Ego’nun bize öğrettiği diğer bir şey “sahip olmak istediğimiz tüm şeylerden, hayatımızda eksik olan her şeyden  AYRIYIZ. En sonunda ego en korkunç hayatı bize öğretir, Tanrı’dan ayrı olduğumuzu…

Yaşamınızın anlam aşamasına yön değiştirdiğinizde, yaşamınızın öğleden sonrasında öğrendiğiniz basit kavramlardan bir tanesi de, bir kaynaktan geldiğinizin farkına varmanızdır. Onu Tanrı olarak ya da ne ile adlandırdığımız fark etmez. Bu kaynak her yerdedir, olmadığı hiçbir yer yoktur. Çünkü her şeyi yaratmaktadır. Her şey bu kaynaktan gelmektedir. O halde, eğer O’nun olmadığı hiçbir yer yoksa, o benim içimde de olmalıdır. Eğer benim içimde olmalıysa, o halde yaşamımda eksik olduğunu hissettiğim her ne varsa, O, O’nun içinde de olmalıdır. Eğer bunu bilirseniz, o zaman bir şekilde hayatınızda sahip olmak istediğiniz, eksik olan her şey, o Ruh’la zaten bağlantılıdır. Ve yapmanız gereken tek şey, O’nunla birlik oluşturmanız, O’nunla zaten bağlantılı olduğunuz anlamaktır…

Yaşamınızın öğleden sonrasına ilerlerken,  yaşamımızın sabahında öğrendiğimiz yarış, kazanma, başkasından daha iyi olma, gibi ego kurgularını aldığımızda bu kurguları yaşamımızın öğleden sonrasında da uygulamaya çalışırız. Ve olan şey… bir yalanı yaşıyoruz. Sabah doğru olan şeyin, akşam bir yalana dönüştüğüdür.

Problem şu ki, yaşamımızın anlam aşamasına nasıl ilerleyeceğimizi gerçekte bilmiyoruz. Bu, ana rahmine düşme anımızdan doğumumuza kadar olan, o ilk dokuz aya geri dönmeyi öğrenmemizdir. Lao Tzu, Tao Te Ching’te bunun hakkında şöyle der: “kendinize O’nunla yaşamak için izin verin!” Tao’nun hiçbir şey yapmadığını, yapılmamış hiçbir şey bırakmadığını söyler. Bu teslim olabileceğimizde gideceğimiz ve yalnız olmadığımızı bildiğimiz, kılavuz edileceğimiz yerdir. Bir yaradılışımız var ve bu yaradılışa güvenebiliriz. Bu mücadele etmemiz gereken bir şey değildir. O, sorumlu olduğumuz bir şey değildir.

Kelimesi kelimesine bir düşünün! kontrolü ele almaktansa, kendinize onunla yaşamak için izin verin. Fakat biz yaşamımızın sabah aşamasına ilerledikçe olan şeyi, bir Dharma’yı, bir kaderi içimizdeki bir şeyi yalnızca kendinizin hissedebileceği bir çağrıyı yerine getirme hakkında düşünmeye başlarız. Bunun ne olduğunu kimse size söyleyemez, fakat onu hissediyorsanız ve biliyorsanız diğer insanları yenmek veya önünde olmak, başarı tatmini gibi şeyler, amaçla yaşamanın gerisine, yani ikinci plana atılır.

Eğer bahsedilenleri yaşayabiliyorsan flört bulmaya gerek yok. Her şeyin mükemmel olacağını ve hayatına giren herkesin zamanında geleceğini mükemmel şekilde anlayacaksın. Tanrı’nın ilahi bir yaratılışısın, manevi bir varlıksın, bunun teyit edilmesi için başkasına ihtiyaç yok.

Yaşamınız şu özellikleri yaşar hale gelir; Nasıl hizmet edebilirim? Nasıl yumuşak ve nazik olabilirim? Nasıl saygıdeğer olabilirim? Böyle düşünme AN’da “anlamda” yaşıyorsunuz manasına gelir.

Sabahın mesajları, ne yapabileceğiniz ve ne yapamayacağınızla ilgilidir, toplumun sizi nasıl tanımladığıdır. Fakat öğleden sonra, Değişimden sonrası, her şeyi gözeten enerjiye bağlanmayla ilgilidir, aslında hepimiz bunu zaten yapıyoruz. Nefes almanızı, tırnaklarınızın uzamasını durdurmayı deneyin. “Değerli özellikleri yaşama” ihtiyacınız olan tek şeydir. Hakikatin, başka bir şeyin tüm bu şeylerden sorumlu olduğunu hissediyorum, dolayısıyla bu gerçekten de teslim olma üzerinedir. Sizden daha büyük bir şeye teslim olma, O’nunla bağlantılı olma, ve O’nun aslında herşeyi kontrolü altında tutmasıdır.

Başarılmışı hissetmeyi isteyen, yaşamımın değiştiğini bilmek isteyen, bu yeri terk ettiğim, yaşadığım gezegeni terk ettiğim, vardığım zaman daha iyi olduğum, içimizde derin bir yer vardır. Benim varlığımdan ötürü, başkasının yaşamı derin bir anlam ile etkilenmiştir. Hepimiz bunu istiyoruz, bu yaşla alakalı veya kendini keşfetmeyle alakalı değildir. Her neredeysen ve hangi yaştaysan, yaşamını değiştirmekten yalnızca bir DÜŞÜNCE uzaktasındır.

 Dr.Wayne W.Dyer

Bir Cevap Yazın